Dilde Birlik ve Dilde Türkçeleşme Akımı portalbizden
 
   
 
 
Bilgiler
   
 
Bölümler
   
 

Üye Alanı

 
Sifrem?
Üye Ol
 
 
Bağlantılar
    Türk Dil Kurumu

 
 
 
“YAD KİŞİ ADLARI” İLE “ALINTI SÖZLERE” TARİH, TOPLUMBİLİM İLE YÖNETİMBİLİM AÇISINDAN KISA BİR BAKIŞ

TARİH BİLİMİNİN IŞIĞINDA:

“YAD KİŞİ ADLARI” İLE “ALINTI SÖZLERE” TARİH, TOPLUMBİLİM İLE YÖNETİMBİLİM AÇISINDAN KISA BİR BAKIŞ

 

Kişilerin bilgi, birikim - duyarlılık odağı: Bellek (hafıza); Ulusların bilgi, birikim - duyarlılık odağı ise “tarih”tir. Kısaca, kişiler için bellek ne ise, uluslar için de tarih odur.

Bir ulusun genel tarihi ile o ulusun dil tarihi arasında iç içe, sıkı sıkıya bir ilişki vardır. Ulusun geçmişinde olduğu gibi dilin geçmişinde de yapılan olumlu, olumsuz yönelişlerle sonuçların belirlenmesi gelecekte yapılabilecek yanlışlıkların önlenmesi için gerekli adımların atılmasını sağlar.

Yerleştiği yurtlar bakımından başka ulusların karşılaşmadığı güçlüklerle karşılaşan Türkçenin kendi kökü üzerinde, kendi özelliklerine uygun olarak gelişip korunması doğrudan Türk ulusunun korunması ile gelişmesi demektir. Kuşkusuz bütün ulusluk değerler arasında ayırım yapılmadan Türk dili de korunup geliştirilmelidir. Ancak, dil birincil, uul (temel), kök değerdir. Öncelik, başlangıçlık bakımından vazgeçilmezdir. Kendi soyu ile dilinden olan toplulukların yönetim birliğine, uluslaşma sürecine eriştiği dönemden beri Türk ulusunun bu gerçeği değişmemiştir, ileride de değişmeyecektir.

Dil, somut görünümleri, yoğun sonuçları olan soyut, yalın bir değerdir. İşleyişinin, öneminin kavranması belli bir anlak basamağı (zekâ seviyesi) ile us ölçümüne (ayküye “IQ”ye) iye olan, ancak tarih bilgisi, tarih bilincinin yanında ulus gerçeğini de kavramış aydınların değerlendirebileceği bir toplum gerçeğidir.

Bu değerin önemsenmesi, gerekli korunma ile gelişmenin sağlanması için soyut kavramları, düşüngüyü (felsefeyi), “bilgiye, deneme - yanılmaya” dayalı us yürütmeyi, genel tarihi, dil tarihini, toplumbilimi, yakın - uzak ilişki içerisinde olunan ulusların dilini, toplum yapısını bilen, sürekli araştırıp irdeleyen aydınlara, düşünürlere, bilgelere gereksinim vardır.

Ulusun korunması için dilin çok yönlü olarak bilinmesi, özelliklerinin belirlenmesi, sürekli olarak ayrı bölümleri (eski - çağdaş lehçeleri, ağızları) ile birlikte yad dillerle de karşılaştırılması gerekir.

Ulusların belleği demek olan “tarih”: İlk baştan başlatılarak, çok ayrıntılı bir biçimde öğrenilip öğretilmeden toplum bilinçlenmesinde, dolayısıyla ülke yönetiminde sağlıklı, yararcı bir ilerleme ile gelişme sağlanamaz.

Düzenli Türk birliklerinin, Türk devletlerinin çökmesine yol açan olumsuzluklar geçmişteki yanlış yöneliş ile oluşumların bilinmemesi yüzünden ortaya çıkmıştır. Yönetimbilim ise ancak toplumbilimi çok iyi bilmekle başarılacak bir bilim alanıdır. Toplumbilim ise bütünüyle uzak - yakın tarihi bilmeğe dayalı olarak biçimlenen, kuralları belirlenen bir bilim dalıdır. Toplumbilimin laboratuarı tarihtir. Tarih bilgisi olmayan bir toplumbilim olamayacağı gibi, toplumbilime dayanmayan bir yönetim anlayışı da bilinçli olamaz, başarılı olamaz.

Güney Türkelinden Çin’e yürüyüp bu ülkenin büyük bir bölümü ile “İpek Yolu”nu ele geçiren Tabgaçlar korkunç bir tarih bilinci yokluğu yüzünden yetmiş - seksen yıl gibi kısa bir süre içerisinde Çin ulusunun içerisinde erimeğe başlamıştır. İlk önce Türkçe kişi adlarının yerini Çince kişi adları ile unvanları almaya başlamış, daha sonra Çince sözlerle birlikte Türkçe unutulmuş, bunun sonucu olarak Türk gibi duyup düşünme, değer yargıları, yaşama göreneği yok olmuştur. Bütün bunların sonucunda da Tabgaç Türk boyu ile devleti Çin ulusunun içerisinde eriyip yok olmuştur.

Büyük Hun devleti, Akhunlar, Batı Hunları, Balkanlar ile Kafkaslardaki Bulgar Türkleri, Apar, Kuman, Peçenek Türkleri de tarih bilgisi ile bilincinin eksikliği, yetersizliği yüzünden önce Türkçe kişi adlarından, sonra Türkçe sözlerden dolayısıyla Türk düşüncesi ile inancından uzaklaşmışlardır. Bütün bu yetersizlik ile aymazlıkların sonucunda başka ulusların, Türk’ün kanını döken, varlığına göz koyan ulusların içerisinde eriyerek o ulusların kanına kan katmışlardır.

Bu konuyla ilgili olarak Özbek Türklerinin şu atasözü çok anlamlıdır: Élini seven yağuya öç besler (elini, halkını seven düşmanına öç besler). Burada anlatılmak istenen salt, çiğ bir öç duygusu değildir. Yağıya karşı uyanık olmak, bizi biz olmaktan uzaklaştıran anlayışlardan kurtulmak için önlem almaktır. Başka uluslar içerisinde yok olup gitmemek için ulusu güçlendirecek yönlendirmeleri, isteklendirmeleri (motivasyonları) diri tutmak, toplumların sürekli olarak bir yarıştaşlık (rekabet) içerisinde olduklarını unutturmamaktır.

Tarih bilgisi ile bilincine dayalı bir toplumbilim, dolayısıyla yönetimbilimin eksikliği yüzünden “Güçlüyken bozulma”nın en keskin, en acıklı örneklerinden biri de Selçuklulardır. Başlangıçta: Selçuk, Tuğrul, Çağrı, Alparslan, İldeniz, Gökbörü, Balak, Artuk, Bozan, Saltuk, Usılu, Yağıbasan.. gibi Türkçe kişi adlarını kullanan Selçuklular büyük utkularla geçen otuz - kırk yıllık bir dönemin sonunda önce: Melik, İbrahim, Rükneddin gibi Arapça kişi adlarını, daha sonra bu adlarla birlikte atalarının en büyük kanlı yağıları (düşmanları) olan Pehlevi Farslarının önde gelenleri olan Keyhüsrev, Keykubat, Keykavus.. gibi kişilerin Farsça adlarını kullandılar.

Oğuz - Türkmen Türkçesini kullanmakta olan Selçuklular yine bu dönemde yönetim dili olarak Farsçayı kullanmaya başlayarak gerek kendi tabanları olan Oğuz - Türkmen urukları ile Karluk, Kıpçak, Peçenek gibi büyük Türk boylarından uzaklaştılar. Bu Türk topluluklarıyla aralarına soğukluk girdi.

Bütün bu birliği sağlayıcı, ulus birliğini koruyucu Türkçe kişi adları ile savaşmayı, düşünceyi, bilimi geliştirip kavratıcı olan Türkçe söz varlığından uzaklaşmak Selçuklu Türklerinin büyükçe bir bölümünün Fars - Kürt, Arap toplulukları içerisinde eriyerek başka uluslara dönüşmesine yol açtı.

Herat, Hemedan, Şiraz, Kirman bölgelerinde, Irak’ta, Suriye’de önce Farsça - Türkçe, Arapça - Türkçe konuşan, git gide daha çok Farsça, Arapça adlarla kendi diline, kendi kişi adlarına tarih bilgisizliği dolayısıyla bilinçsizliği yüzünden “durum diliyle satkınlaşan”, mankurtlaşan bilgisiz - bilinçsiz Türkler daha sonraları bu iki toplumun içerisinde eriyip gittiler. Evet, Türk kişi adları ile Türkçe gibi iki katı katmanı bıraktıkları için güneş karşısında eriyen kar gibi eriyip kimliklerini yitirdiler.

Özellikle, Alparslan döneminde Türk oranı yüzde seksenleri geçen Kirman bölgesinde bugün Türk oranı yüzde onun altındadır. Doğu ile Güney Doğu Anadolu’da bu bilinçsizlik yüzünden Kürtleşen: Sarıkeçililer, Karakeçililer, Bozanlılar, Bürikliler, Börüklüler (Bürikânlar), Bayındırlılar (Beyânderân), Alayuntlular, Küresinliler, Çepniler, Balabanlılar gibi Türk uruklarıyla Avşarların bir bölümü de ağıtlar yakılası bu büyük öbeğin içerisindedir. Cezayir, Mısır, Suriye, Filistin ile Gazze’de de büyük Türk toplulukları ümmet kavrayışı yüzünden Araplaştı!

Yüzyıllar boyunca Osmanlıca denilen Arapça, Farsça, Rumca, Latince karışık melez dili konuşa konuşa Türkçeyi yad, ayrıksı bir olarak görüp algılayan Osmanlı tahrir memurları Kürt, Arap bölgelerindeki Türk uruklarını vergi defterlerine yazarken Bayındır boyunu “Beyânderân”, “Begdilli” boyunu “Bâdıllı”, “Çepni” boyunu “Cebinî”, “Kalaç / Halaç” boyunu “Halâcân” gibi Türkçeye, Türk kulağına ayrıksı, yamuk Osmanlıca adlarla kayda geçirdiler. Türklere Araplaşmış Rumluğu, Araplaşmış Latinliği, Araplığı, Farslığı - Kürtlüğü aşıladılar. Bu toplulukların Türk olarak kimliklerini sürdürecekleri Türk kökenli memurlar görevlendirilmedi, görevlendirilenler de bilinçsiz, mankurt memurlar idi.

Atatürk, yüzyıllardır Türkçeyi küçümseyen, Türk’ü aşağılayarak aşağılık duygusu aşılayan Osmanlı dönme - devşirme aydınları ile azınlıklarının oluşturduğu “Türk’e özgüvensizlik akımı”nın karşısına kaya gibi güçlü bir istençle, erkle çıkmış: “Ne mutlu Türk’üm diyene”, “Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur” gibi sözlerle Türk’e özbenliğini yeniden aşılamıştır. Bu özdeyişlere karşıtlık gösteren günümüz devşirmeleri ile mankurtlarının gerçek ülküleri batıcılık, ulussuz sosyalistlik ile Arapçı ümmetçilik gölgesinde bilinçsiz bir Türk ulusu oluşturmaktır.

Edirneli Türk şair Mesihî bu Türk karşıtlığı karşısında Osmanlı padişahı Fatih Sultan Mehmet döneminde bu padişah ile Osmanlı yönetimine yönelik şu anlamlı beyitleri yazmıştı:

 

Mesihî: Gökden insen sana yer yok,

Yüri var gel, Arab’dan, yâ Acem’den!

 

Şah eşiğinde olmak dilersen muhterem,

Ya Yahudi gel bu mülke, ya Frenk ol, ya Acem! - Edirneli Mesîhî-(1470-1512)

 

Biz Türk’üz! Yahudi, Frenk, Türkleşmiş (!) Yunan - Rum, Türkleşmiş (!) Latin - İtalyan, Arap, Türkleşmiş Acem - Kürt değiliz!

Atatürk ışıldağının önümüzü aydınlatıp durduğu bu yüzyılda içimize sızıp bizi bu uluslara benzer göstererek kimliğimizi yok etmek isteyen batıcı, Arapçı, Rusçu, Çinci kesimler bu benzersiz güç karşısında çıkışsız, umarsız kalacaklardır.

Onlarca saldırı ile satknlık odağının yüzlerce yıldır sürdürdüğü saldırılara karşılık günümüzde Türkiye’nin en az yüzde seksen altısı Türk soyundandır, bu soydan olmanın bilincindedir. Geri kalan yüzde on dördün de çoğu Türk kökenlilerin soylu, erdemli davranışlarından, Türkçenin benzersiz gücünden ötürü günden güne daha çok Türk toplumuna bağlılık (mensubiyet) duygusu içerisine girmektedir.

Türk’ün tarih, toplumbilim, yönetimbilim anlayışında binlerce Türk bilgesiyle birlikte Atatürk ile Bilge Kağan’ın duygu - düşünce - ülkü omurgası yaşamakta, onların solukları bu alanlardaki bilincimizi diri, dipdiri tutmaktadır! Bu konuda Atatürk ile ilgili binlerce yapraklık bilgimiz, yorumumuz var. Ancak biz baştan başlayarak Bilge Kağan’ın kutlu soluğuyla yazımızı bitirelim:

 

Türük oguz begleri, bodun eşid: Üze teñri basmasar, asra yer telinmeser, Türük bodun iliñin törügin kem artatı? Udaçı erti Türük bodun! Ertin, ökün!

[Türk, Oğuz beğleri, budun (Türk eli), işitin! Üstte gök çökmedikçe, altta yer delinmedikçe, Türk budunu senin ilkutunu (devletini), törelerini (yasalarını) kim bozabilir? Türk budunu: Bu davranışından vazgeç, ökün(pişman ol)!] - BİLGE KAĞAN YAZITI DOĞU YÜZÜ: 18, 19.

 

 

 

 

Diğer Başyazı
Bu haberle ilgili yorumlar
yorum yapmak ve yorumları okumak icin Üye girişi yapınız


 

 
 
 

Bu sitede bir sitebizden.com ürünü olan portalbizden paketi kullanılmaktadır.